Sevil-4.Bölüm

İhsan kapıya dayanmış, bütün ihtişamı ile beni izliyordu. (Ulan! Zaten hastanelik ettin, daha ne istiyorsun?) Üzerimdeki gerginliği Songül farketmiş olacak ki; tek kaşını kaldırarak, (Sen ne tatlı oluyorsun öyle.) Göz ucuyla bir bana, bir İhsan’a bakıyordu.

Songül’ün bir eli serumda iken, diğer eli yatağın baş tarafındaydı. Songül’ün yanımda duran elini tutup; dudaklarıma götürerek; ıslak ve sesli bir buse kondurdum. (İhsan yerini, yurdunu sikeyim senin ben.)

– Teşekkürler sevgilim. Artık diğer hastalarınla ilgilensen iyi olacak.

Songül boş gözlerle bana bakarken, dudaklarımı büzüp, yalvaran gözlerimle, bu oyunu devam etmesini istiyordum.

– Ta… Tamam hayatım. Ben odamdayım. (Bu iyiliğini unutmam, Songül.)

Songül’ün çıkması ile İhsan yavaş adımlarla yanıma geldi.

– Kuzey kardeş, (Dün anneme küfür ediyordun amınakoyayım.) Kusuruma bakmayasın, seni Sevil ile öyle görünce; kan beynime sıçradı. Sende bana vurunca, kendimi kaybettim.

Bak İhsan (Yada bakma. O nasıl bir surattır öyle.) Sevil yanıma geldiğinde; Benim oturduğum apart…

– Biliyorum Kuzey. Sevil anlattı bana. Öyle bir niyetin olmadığı aşikar. (Bekle ve gör İhsan.) Eşeklik bende, bu yüzden akşam bize davetlisin. Hastane çıkışını Doktor ile… Yani kızarkadaşından alacağım. Refakatçin olacağım. (Önce bir güzel tecavüz et, sonra da kolları’nın altına al beni. Nasıl bir fantazidir bu İhsan.)

Kusura bakma İhsan. Gelemem bu akşam, işlerim var. (Allah, Allah ne işim var acaba?)

– Yapma Kuzey, zaten seninle dövüştükten sonra yüzüme bakmadı, bakmıyor. Söz verdim Sevil’e, seni akşam yemeğine getireceğim diye. Büyüklük sende kalsın.(Büyüklüğün kralı bende İhsan (!) Diyemedim tabi.)

– Ee, gelecek misin?

Tamam, geleceğim.

– Eyvallah, mert adamsın.

Ana, avrat söverken öyle demiyordun ama!

Cevap veremeyip, belirli bir süre sustuktan sonra; elini uzatarak, sıkmamı bekledi.

Elimi kaldırarak elini sıktım.

– Kız arkadaşın da gelecek mi? (Bir bu eksikti, aq)

Bilmem, gelince sorarım. Sen gidebilirsin.

İhsan kafasını sallayıp, odadan çıktı. 2-3 dakika geçmeden odaya Songül girdi.

– Sen kendini ne sanıyorsun?! Hastaneye geldiğin gibi ortalığı birbirine katman yetmedi, şimdide, hastane çalışanlarına mı sarkıyorsun?!

Song…

– Bana adımla hitap etme!

Tamam! (Bağırarak söylediğimde, yerinde sıçradı.) Uzatma Songül, yada her ne sikimse. Şu amınakoduğumun kağıtlarını imzala da siktir olup gideyim artık!

Songül, korkmuş ve şaşırmış gözlerle bana bakarken; odadan bir hışımla çıktı. Geri geldiğinde, elinde birtakım kağıtlar vardı.

– Buraya imza at. (Diyerek kağıdın imza köşesine imzamı attım.)

Akşam benimle, bir arkadaşımın evine gelirmisin?

– Yok, yok sen gerçekten rahatsızsın. Öfke kontrolü ve psikoloji bozukluğu var sende.

Verdiği cevabı duyar, duymaz kahkaha atmaya başladım.

Bu evet demek mi oluyor?

– Yok, bu sağlıklı insanlar arasında; seninle Cennet’e bile girmem. Demek oluyor.

O zaman benimle Cehennem’e gelirmisin? Sevgilim olarak.

Verdiğim cevap karşısında; bir süre afallayıp, cevap veremedi.

– Kuzey, kes şu saçmalığı! Saçma sapan konuşup, tepemin tasını attırma. Senin gibi bir manyağın kız arkadaşı olacağıma; mesleği mi bırakırım daha iyi. (Ulan sanki Nuri Alço’yum.)

Bende, sana sevgilim demeye bayılıyorum ya! Bi bok yedik, düzeltelim derken; iyice sıçıp sıvadım. Ne olur yani yardım etsen? Sadece akşam, benimle bir yemeğe geleceksin. Olay bundan ibaret.

Kararsız şekilde durması, beni dahada cesaretlendirerek; üzerine gitmeye başladım.

Songül lütfen, benim için çok önemli. Bu yaptığını ömür boyunca unutmam. Bakarsın bir gün de senin bana işin düşer.

– Allah, Allah? Ne tür bir işim düşecekmiş sana?

(Gülerek) Bütün market, fırın ve büfelere resmini dağıtır; ekmek alamazsın.

Bu söylediğime, öyle bir kahkaha attı ki; kendisi de şaşırdı.

Bari, artık bunu evet sayayım. Gelecekmisin?

– Tamam, tamam senden kurtuluş yok anlaşılan, ne yapalım? Kabul edeceğiz artık.

Mükemmel, (Alaycı bir şekilde) akşam’a bu önlük ile gelmeyeceksin değil mi?

– Aklımdan da tam o geçiyordu. Bence bir mahsuru yok.

Tamam o zaman. Bende bu hasta önlüğü ile geleyim. Götüm, başım açık, oh ne güzel; her taraftan serinlik giriyor.

İkimizde, bu söylediğime kıkırdadık.

Songül, artık gidebilirmiyim?

– Elbette, yalnız kendini çok zorlama. Dikişlerin açılabilir.

Sen çantanın içine; dikiş aletlerini koy, açıldıkça dikersin.

– Sen bu şekilde konuşmaya devam edersen; o dikiş aletleri ile ağzını dikeceğim.

Ellerimi havaya kaldırarak; Teslim oluyorum.

O da oyuna ortak olarak, ellerini birleştirerek; (Çocukluğumuzda yaptığımız, silah hareketini yaparak.) Bu seferlik seni bağışlıyorum. Ama bir daha olursa affetmem ona göre!

Bu yaptığımız; saçma sapan hareketlere aptalca gülerek, karşılık veriyorduk.

Velhasıl kelam, kısa bir süre sonra hastaneden çıkış yaptım. Ciğerlerime dolan (hava ile; başımın ağrısı geçerken, saçlarım rüzgarda havalanıy…) Şaka lan şaka. Sivas’ta nerede öyle hava? Kupkuru bir hava ve oksijen hariç her bok var.

En son arabamı almaya çalışırken, hastanelik olmuştum. (Belanı sikmeye geliyorum Hyundai Accent.) Hastane’nin yanında ki taksi durağından bir taksi çevirdim. (Burayı geçmek istiyorum. Kısaca; otopark’a girip, ceza ve park ücretini ödedikten sonra aracıma sonunda kavuştum.)

Arabayı alır, almaz; soluğu evde aldım. Kapıyı açtım, evi bıraktığım gibi bulunca; Esma sultan’ın eve gelmediğini anladım. Telefonu çıkararak, numarasını tuşladım. 6-7 defa çaldıktan sonra açtı.

Sultan’ım, nerdesin?

– Evdeyim Kuzey, nerede olacağım?

Hâ yok, eve geldim de, seni göremeyince bir şey oldu sandım. Hastamısın? Geleyim mi yanına?

– Hasta değilim Kuzey, birşey de olmadı. Gelmene gerek yok. (Sesindeki soğukluğu farketmemek için, aptal olmak gerekirdi herhalde.)

Sultan’ım, hastanedeki olay için özür dilerim. Vücudumun ağrısından dolayı; sinirimi senden çıkardım. Seni üzeceğime (Penisimi keser yerim.) Kendimi öldürürüm.

– Bunu; daha 2-3 tane yumruğa dayanamayan adam mı söylüyor? (Ne ikisi, ne üçü amınakoyayım! Adam üstümden geçti ulan!)

Aynen, 2-3 yumruğa dayanamayan adam söylüyor bunları. Konu sen olunca; ne 2-3 yumruk durdurur beni, ne de İhsan olacak o orospu çocuğu.

– Tamam Kuzey, uzatma. Ben kendi apartmanımda temizlik yapacağım. Ev sahibim zaten temizlikçi arıyormuş, bana sordular, bende kabul ettim.

İyi bok yedin! Ne sikime kabul ediyorsun ki? Ev sahibin olacak o amınakoduğum seni zorda bırakacak birşey yaparsa; önce o orospu çocuğunu, sonrada büt…

– Yeter! Sen kimsin ki, benim hayatıma karışıp, benim seçimlerimi sorguluyorsun? Artık bu hareketinle; verdiğim kararın doğru bir karar olduğunu, birkez daha anladım.

Cevap vermeme fırsat bırakmadan, telefonu kapattı. Hırsla telefonu kaldırıp duvara fırlattım. (Göte girdi 1.775 tl) İçimi stresten dolayı ateşler bastı. Buzdolabına kendimi zor atıp, bir şişe kolayı kafama diktim. Yavaş, yavaş kendime gelmeye başlarken; ‘Ee, ben ben nasıl ulaşacağım Songül’e?’ Kafam’a vura, vura arabanın anahtarlarını alıp, hızla hastaneye girdim. (Hollywood filmlerindeki gibi değil tabii aq.) Bütün nineled, dedeler bana bakar iken, hızla görevli’nin yanına gittim.

Kolay gelsin, ben Kuzey. Bu sabah çıkış yapmıştım. Songül hanım (Yemeğe gideceğiz de nerede acaba?) Dikişlerin ile ilgili bir sıkıntın olursa gel demişti. Şuan kendisi nerede acaba? (Ne çok acaba kullanıyorum. Neden acaba?)

Görevli Personel (Kadın) söylediklerimi yavaş, yavaş anlamaya başlarken; Arkamdan gelen ses ile derin bir (ohhhhhh demedim tabii.) Nefes aldım.

– Hayırdır Kuzey, ne oldu? Derken gözünün elime kayması ile; bende sol elime baktım. Elime sargılı olan; sargı bezinden yavaş, yavaş kan alıyordu. (Arabayı sürdüğümde farketmemiş olmamın nedeni; Kanayan yer avucumun içiydi. Yani bir bakışta anlaşılamazdı. Üstüne birde öfke eklenince, gözüm görmez oldu anlayacağınız.

‘Arkadaşlar, bir hikayede; özellikle seri şeklinde olan hikayeler de, ayrıntı benim için çok önemlidir. Şimdi bu arbadaki kan olayını anlatmasam; Siz; ulan amınakoduğum! Araba sürüp, kanayan elini nasıl görmezsin. Diyebilirsiniz ki bu hakkınız. Yani ben ayrıntı adamıyım. Hâ yok bize bu kadar ayrıntılı anlatmana gerek yok derseniz; o şekilde yazarım ben de. Çünkü burada önemli olan siz, okuyucularımın beğenip, beğenmemesi. Yorumlarda belirtirseniz; ona göre hareket ederim.’

– Kuzey, elin! Ne oldu? ‘Deyip yanıma gelerek, kolumu tuttuğu gibi bir odaya soktu.’

Yâ korkma. Bir bok olduğu yok. Benim sakarlığım.

– Ne tür bir sakarlıksa artık! Elinin kesilmesine yol açıyor.

İmalı, imalı konuşarak benden laf alamazsın.

Bak, gerçekten birşey olmadı. Eve gidince; telefonda bir arkadaşımla tartıştık, kontrolü kaybedince; telefonu duvara fırlattım. Sonra aklıma sana nasıl ulaşacağım gelince de arabayla, buraya geldim.

Songül bana inanmamışçasına bakarken, araya girdim.

Neden bana inanmıyorsun?

– Öfke kontrolü problemin olduğu için olabilir mi? Kuzey, elin’i daha bugün sardık. Seni göndereli 3-4 saat olmadı ve sen hastaneye gelip, elin’in kanadığını yeni farkediyorsun.

Napalım yani? Bende böyle biriyim.

– Bak tanıdığım, işinde çok profesyonel bir psikolog arkadaşım var. Eğer kabul eder…

Hayır.

– Kuzey, konuşmama bile fırsat vermiyorsun! Ya o psikolog arkadaşıma gidersin yada

Yada ne? Beni mi tehdit ediyorsun?

– Evet, yada akşam yemeğe tek gidersin. Artık ne önemi varsa o yemeğin. (Var tabii, İhsan, karısında gözümün olmadığını anlaması lazım. O yüzden bana lazımsın.)

Ne önemi olacak? Adam teklif etti, gelirken kız arkadaşını da getir dedi. Ne yapayım?

– Dediğim gibi; ya psikoloğ’a görünürsün, yada gelmem.

Bence, seninde gelmen lazım, sende benim kadar delisin.

Bu dediğime; öyle güzel güldü ki, (Eridim) Gamzesi ortaya çıktı. Bir anlık boş bulunup;

Gülünce daha bir güzelleşiyorsun.

– Teşekkür, sende kibar olunca; daha bir karizmatik oluyorsun. (Estağfurullah, canım. Seni yerim, yer.)

Eğer tamamsa, çıkalımmı? Bir daha bu hapishaneye girmek istemiyorum.

– Söylediğim, her kelimeyi geri alıyorum. Sen kibar falan olamazsın.

Yakışıklı olduğumu, geri almıyorsun yani. Gururum okşandı.

Bu söylediğime cevap vermeyip; tek elini kaldırarak elini havada salladı. (Çok yükseklerde uçma, diyor hatun kısaca.)

Havada sallanan elini bir anda tutup; aşağı indirdim. Pişkin bir şekilde;

Cazibeme dayanamadın galiba. (Diyerek; Kötü adam gülümsemesi yaptım. O nasıl oluyorsa artık.) İşi artık tamamen piçliğe vurup; tuttuğum elini, dudaklarıma götürerek, küçük bir buse kondurdum.

Songül’ün şaşkınlığı gözlerinden okunurken; tepki vermemesi beni dahada cesaretlendirerek; yüzümü, yüzüne yaklaştırdım. Birbirimize o kadar yakındık ki, alıp-verdiğimiz nefesler, birbirine çarpıyor; ardından dudaklarımıza değiyordu. (Aramızdaki elektrik; tüm Sivas’a yeterdi herhalde.)

Gözlerimi kaldırıp; gözlerine baktığımda, artık zamanı geldiğini anlamıştım. Dudaklarımı yavaş, yavaş dudaklarına götürdüm. Artık aramızda mesafe yoktu. Son kez gözlerine baktığımda; Korku, heyacan ve şehvet bir aradaydı. Gözlerine baka, baka dudaklarına yol aldığımda; artık o güzel ela gözlerini kapatmış, olacakları bekliyordu.

(Bu fırsatı kaçırır mı bu Anadolu çomarı?) ‘Kaçırmaz tabii’

Dudaklarımın etrafında dilimi gezdirip; yavaş, yavaş dudaklarını öpmeye başladım. Öpmem ile irkilmesi bir oldu. Şehvet’in dozu artarak, çoğaldığında; artık ellerimi iki yanağına koymuş, dik olarak oturduğum sedyede, ani bir hareketle altıma aldım. Artık bildiğiniz Songül’ün dudaklarını yiyordum. Dilimi dudaklarına değdirdiğimde; Bir nevi dilimi, diline değdirmek için izin istiyordum.

Ağzını araladığı gibi, dilimi içine ittim. Artık dillerimiz Songül’ün ağzı içinde sevişiyorlardı. Belirli bir süre sonra, dilimi çıkartarak; aniden boyun kısmına yumuldum. Boynunu emmem ile derin bir “Ohhh” çekmesi bir oldu. Ben boynunu kanatırcasına emerken, ellerimde boş durmuyor; göğüslerini ve kulak memesi arasında mekik dokuyordum.

Dilim ve dudaklarım ile Songül’ün boyun kısmından, çenesine doğru çıkmaya başladım. Ellerim artık göğüslerini bırakmış, alt kısımlara doğru yol alıyordu.

Songül’ün giydiği önlüğü bir hışımla kaldırıp atınca; giydiği mavi kazak ortaya çıktı. Kazağı göğsüne kadar çekerek, ellerimi karın boşluğunda birleştirdim. Artık dudaklarım benden istemsiz şekilde çalışır olmuş, gözümün gördüğü her açık yeri kanatırcasına emmeye başlamıştım. Aşağılara doğru yol alırken, dudaklarım karnına değdiği anda, inlemeleri artmış, çok kısık bir ses ile;

– Dur, yapma! Lütfen duralım. (Bunları titreyerek söylemesi beni daha fazla isterik hale getiriyordu. Songül’ün titremeleri daha da artmış, söylediği kelimeleri anlayamaz olmuştum. Anlaşılan Songül orgazm’a doğru gidiyordu. Ellerim ile pantolonunun düğmelerini açıp; sol elimi iç çamaşırından içeri attığım gibi, vajinasına ulaştım. Songül öyle bir titremeye başladı ki, bağırmaya çalışıyor ama sesi çıkmıyordu. Ağzını açıp, hızla geri kapatıyordu. Bu hareketi karşısında; hemen dudaklarına yumuldum. Öyle isterik bir şekilde öpüşüyorduk ki, dudaklarımı, dudağından çekip kulağına doğru fısıldadım.

Mükemmelsin Songüll, kadınım benim. Benim olmanı istiyorum, içine girip saatlerce durmak istiyorum orada. Off kadınım dayanamıyorum sana. Demem ile birlikte Songül’ün boynumu emmesi bir oldu. Öyle güzel emiyorduki, bunun altında kalmazdım.

Sağ göğsünü dışarı çıkarttım ve meme ucunu; acıtmayacak şekilde dişlemeye başladım.

Songül artık kendini kaybetmiş şekilde inleyerek;

– İçime gir artık Kuzey, içimde istiyorum seni. Dayanamıyorum artık lütfen gir hadii.

O laftan sonra pantolonu öyle bir hızla açtım ki; Speedy Gonzalez bile halt etmiş yanımda.

Tam boxer ile kalmış; “Güney’i” özgürlüğe kavuşturmaya ramak kalmışken, Songül’ün çağrı aleti ötmeye başladı. (Hay amınakoyayım senim ben! Dediğinizi duyar gibiyim ama, hastane de olmaz beyler.)

Songül sesi duyar duymaz, altımdan beni yitip hızla ayağa kalktı.

Hay ben bu aleti icat edenin, dedesini sikeyim ya! Çalacak başka zaman mı yoktu amınakoyayım!

– Hadi Kuzey giyin artık. Neyi bekliyorsun?

Ya sikicem ama böyle kaderin cilvesini! Tam mercimeği fırına vereceğ…

– Kuzeyy! Hadi artık, önce ben çıkacağım, aradan 5-6 dakika sonra da sen çık.

Deyip kapıya doğru ayaklanınca; peşinden gidip hızla kendime doğru çevirdim.

Akşam’ı iple çekiyorum kadınım. Deyip dudağına yumuldum. 2-3 saniye sonra oda karşılık verip, dudaklarını çekti.

Yüzündeki sıcaklık, o kadar güzeldi ki bakmaya doyamıyordu insan.

– Saat 20.30 da beni almaya gel, ardından yemeğe gidelim.

Sonrada finali yapalım değil mi? Deyip suratıma munzurca bir gülümseme yerleştirdim.

– Hıhı, emriniz olur, isterseniz şimdi yapalım Kuzey bey?

Vallahi olur, nereye uzanayım?

– Kuzeyy! Ay vallahi sen insanı kanser edersin. Hadi bırak da gideyim. Hastam bekliyor.

Çükü kopsun piçin. Onun yüzünden bu haldeyiz.

Bu dediğime; sert bir yüz ifadesiyle bakarken, ben suratıma yine o efsanevi piç gülüşümü yerleştirdim.

Songül odadan çıktıktan 5-6 dakika sonrada ben çıktım. Dışarı çıkıp, paketimdeki son sigarayı da yaktıktan sonra; aklıma akşam yaşanacaklar gelince, yüzümde bir tebessüm oluştu.

Evet arkadaşlar, umarım beğenmişsinizdir. Bölümü isteğiniz doğrultusunda uzun yaptım. Artık olaylar da daha ilgi çekici ve eğlenceli olacak. Kendinize iyi bakın, yeni bölüme kadar hoşçakalın…

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bursa escort
istanbul escort
mersin escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort malatya escort bayan siirt escort niğde escort kütahya escort new jersey betting canlı bahis canlı bahis canlı bahis güvenilir bahis canlı bahis canlı bahis burdur escort canlı casino online bahis siteleri kaçak bahis siteleri canlı bahis güvenilir bahis siteleri porno izle porno izle